ŞAHİN | DOĞAN                                            Hukuk Bürosu
WEB SİTESİ VE DOMAİN HAKLARI

WEB SİTESİ VE DOMAİN HAKLARI

Günümüzde insanların internet kullanımın da artması ile internet ağına ilişkin hukuki korunmanın, buna bağlı revizenin ve inovasyonların artışı gereklilik olmuştur. Zira bir ticaret şirketi günümüz koşullarında artık reklam, marka tanıtımı, müşteri portföyünü bilgilendirme gibi konular üzerinde de çalışmaktadır. Bu doğrultuda oluşturdukları web sitelerinin; şirkete ne gibi haklar tanıdığı, bu hakları nasıl koruyabilecekleri, hukuktaki yerleri gibi konularda da gelişmeler olmuştur.

Dünya çapında açık bir kimlik tespiti için internet üzerinden ulaşılabilen her işlemci sayısal bir adrese sahiptir. Söz konusu adresler herhangi bir sayısal değerle de açılabilecek iken, insanların isimleri tercih etmeleri nedeniyle internete bağlı işlemcilerin IP adresleri yerine mantıklı isimler vermeyi mümkün kılan bir sistem yaratılmıştır. Ülke sınırlarını aşan alan adlarına ilişkin, herhangi bir kuruluşa internet üzerinden başvurulması halinde sahip olunabilmektedir. Söz konusu durum ile alan adının sahibinin de niteliği ortaya koyulmaktadır. Örneğin, ticari kuruluşlar için kod “.com”, bireyler için “.net”, eğitim ve araştırma kurumları için “.edu”, resmi kuruluşlar için “.gov”, askeri kurum ve kuruluşlar için “.mil” ve vakıf ve sivil toplum örgütleri gibi kuruluşlar için “.org”, uluslararası kuruluşlar için “.int” dir. Kullanıcılara yönelik oluşturulan web sitelerinde bu durum göz önünde tutulmuştur. Ülke kodunu içeren birinci derece alan adları ise ülke kodunu içerdiğinden alan adının, ülke aidiyetini, web sitesinin hangi ülke çıkışlı olduğunu ifade etmektedir. Örneğin “.tr” (Türkiye), “.fr” (Fransa), “de” (Almanya), “.co.uk” (İngiltere) gibi ülke ya da bölge kısaltmalarından oluşmaktadır.

Marka Hukuku çerçevesinde aynı markanın, aynı ve/veya benzer olmayan bir faaliyet alanında kullanılmasına izin verilirken, internet ağında aynı alan adı ile bir ismin sadece bir kez kullanılmasına izin verilmektedir. Dolayısıyla internetin tüm dünya üzerinde bir ağa sahip olması sonucunda tüm dünya üzerinde gerek kurum ve kuruluşların, gerek şirketlerin niceliği düşünüldüğünde de “önce gelen, alır” prensibi benimsenmiştir. Ancak özellikle alan adının tekel olması, zamanla oluşturduğu sıkıntılar ile birlikte tanınmış ürün, marka veya isim yaratmış kimselerin yarattıkları bu ürün, marka ya da isimleri öncelikli olarak kendi adlarına alan adı olarak tescil ettirebilmelerinde bir öncelik tanınmıştır. Ancak alan adlarının hukuki niteliği tartışmasında, bir marka olmadığı kabul edilmiştir. Alan adları; internette web sayfalarını birbirinden ayırmak ve internet sayfalarına ulaşmak için bir elektronik adresten ibaretlerdir. Her alan adından da dünyada yalnızca bir tane bulunduğu düşünülürse, alan adı kaydı yaptıran kimse bir marka tescil ettirmemekte, sadece sanal ortamda bir elektronik adres almakta ve bu adreste verilerini sunma imkanı elde etmektedir.[1]  

Tüketiciler, belli bir markanın web sitesine ulaşmak için, hangi markaya ulaşmak istiyorlarsa onun ismini veya markasını alan adı olarak düşünerek hareket etmekte oldukları aşikardır. İnternet kullanıcı gözünde alan adının ulaşılmak istenen markanın web sitesi olduğu önyargısı bulunmaktadır. Hal böyle iken, özellikle ticari kurum ve kuruluşlar müşteri portföyünü bilgilendirmek bir yana yapabilecekleri sınırsız tanıtım olanakları ve reklamları sunabilecekleri müşteri portföyünü oluşturabilmek için müşterilerin en kolay şekilde ulaşabileceği alan adının; marka adları, ticaret unvanları ile aynı olmasını haklı olarak istemektedir. Alan adının ticari hayatta hem web sitesi sahibi bakımından hem de internet kullanıcılarının erişim sağlaması için ayrı bir önem arz etmektedir.

Neticede alan adlarının hukuki niteliği konusunda yapılan tartışmaların asıl temelinin “alan adının teknik özelliği” oluşturduğu görülmektedir. Arka planda alan adlarının aslında birer “kod” olması, sayıdan ibaret olmaları nedeniyle telefon numaraları gibi birer sayı şeklinde nitelendirilmiştir. Alman Mahkemelerinin bazı kararlarında “alan adının Medeni Kanun anlamında bir isim olmadığına…“ ilişkin tespitler dahi bulunmaktadır.  Söz konusu kararlarda alan adının teknik niteliği gereği adres ve telefon numaraları gibi bir nitelikte olduğu ortaya konulmuştur. Ancak alan adlarının bir “kod” olmasından hareketle yapılan değerlendirme bizce eksik kalmıştır. Zira tüketicinin internet ağında bulmak istediği, ulaşmak istediği web sitesine günün sonunda “sayı dizisi” ile değil, “isim” kullanarak ulaşmaktadır. Bu sebeple alan adlarının önemi gereği web sitesinin kurucu temel taşlarından olduğu yadsınmamalıdır.

Günümüzde alan adlarının kendisi bir marka olarak kabul edilmemektedir. Marka hakkı sahiplerince markaları ile bağlantılı şekilde belirlenen kelimelerden oluşturulmaktadır. Kelimelerin bir araya gelip oluşturdukları alan adı bir çeşit elektronik ikametgah niteliği taşımaktadır. Özellikle ticari hayat içerisinde şirketlerin kendi tanıtımlarını yaptıkları, reklamlarının bulunduğu bir yapının yanında artık günümüzde sadece sanal hizmet sağlayan şirketlerin de varlığıyla bir çeşit işletme ismi niteliği de taşıdığı görülmektedir. Alan adının bu denli önemli olmasındaki bir başka önemli neden ise temelinde fikri mülkiyet hukuku korunması altında bulunan markanın, alan adlarının gayri maddi malvarlığı niteliğinde değer kazanmasıdır.[2] Haliyle, alan adının işletmenin markası, ticaret unvanı vb. koruma altındaki bir işaretten ya da bir parçasından oluşması halinde yasal düzenlemelerle koruma altına alınması[3] sonucunu doğurmuştur. Ancak her ne kadar markalar alan adı olarak tescil edilse de gerçekte alan adları bir mal ya da hizmeti nitelendirmediklerinden marka olarak nitelendirilmeleri mümkün olmadığı kabul edilmektedir.

Ülkemizde alan adlarının tahsis ve kontrol yetkisi 1993 yılından itibaren ODTÜ tarafından gerçekleşmekte idi. Ancak 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının a bendi uyarınca, internet alan adlarını da içine alan elektronik haberleşme hizmetlerine ilişkin strateji ve politikaları belirlemek Ulaştırma Bakanlığı’nın yetkisindedir. Bu doğrultuda Bakanlık, “İnternet Alan Adları” tahsisine ilişkin iş ve eylemlerin yürütülmesi görevini adı geçen bakanlığa bağlı “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK)”na tevdi etmiştir.[4] Kurum, internet alan adlarına ilişkin yapılan ilk hukuki çalışma olan “İnternet Alan Adları Yönetmeliği Taslağı”[5]nı hazırlamıştır. Ancak alan adlarının korunmasına ilişkin günümüzde herhangi bir düzenleme bulunmadığı gibi halihazırda ortaya çıkan uyuşmazlıklara ilişkin çözümlerde genel hükümlerden yararlanılmaktadır. Bahse konu taslak ile, “.tr” uzantılı internet alan adları ile ilgili yapı, kurallar, işleyiş ile tarafların hak ve yükümlülükleri düzenlenerek alan adlarının tesciline ilişkin temel ilkeler getirilmiştir.

İnternet Alan Adları Yönetmeliği gereğince, alan adlarına ilişkin kriterler benimsenmiş olup kriterlere uymayan alan adları için başvuruda bulunulmayacağı ve “İlk gelen ilk alır” prensibi benimsenmiştir. Başvurunun ilk olup olmadığı tespitine ilişkin “başvurunun merkezi kayıt kuruluşuna yapıldığı zaman” esas alınmıştır. Bir defada en fazla “üç yıl” olarak tahsis edileceği öngörülmüştür. Hak sahipliğini korumak isteyen gerçek ya da tüzel kişilerin sürenin bitmesine üç aylık zaman zarfında yenileme talebinde bulunmaları gerekmektedir. Tahsisli alan adından feragat edilmesine ilişkin düzenlemelere de yer verilmiş, yeniden tahsis işlemine ilişkin “ilk gelen alır” kuralına göre yapılacağı öngörülmüştür. Ayrıca, hem gerçek hem de tüzel kişilere alan adının satılmasını ve kiralanmasını yasaklayarak, önceden tahsis alan kişilerce alan adlarına ilişkin bir pazar oluşturulmasına engel olmuştur. Alan adı sahibi, kendisine tahsis edilen süre boyunca, alan adını kullanma, iptal etme ve başka bir kayıt kurumuna transfer etme hakkına sahip, gerekli yasal mevzuatça yükümlülüklerine uymakla mükellef tutulmuştur. Mülkiyet hakkının görünüm biçimleri; kullanma, yararlanma, tasarrufa nazaran alan adlarının sağladığı hakların kısıtlandığı görülmektedir. Ayrıca bunların yanında alan adı sahibi, kendisine tahsisli alan adı ile erişilen web sitesindeki her türlü içerikten de sorumlu tutulmuştur.

Alan adları ile ilgili taraflarca ihtilaf bulunduğu noktada, uyuşmazlık taraflarına yargı yolu açık tutulmuş olup ihtilafların BTK tarafından belirlenecek uyuşmazlık çözüm hizmet sağlayıcıları aracılığıyla çözüleceği öngörülmüştür. Uyuşmazlık çözüm hizmet sağlayıcısı olarak görev alacak kişilerin; fikri mülkiyet, marka ya da bilişim alanlarında uzman olması gerekliliği getirilmiştir. Taraflar uyuşmazlık çözüm hizmet sağlayıcısına başvurabilmeleri için; ihtilaf konusu alan adının, sahip olunan ya da ticarette kullanılan marka, ticaret unvanı, işletme adı ya da diğer tanıtıcı işaretlerle benzer ya da aynı olması; alan adını kaydettiren tarafın bu alan adı ile ilgili yasal bir hakkı ya da bağlantısının olmaması; bu alan adının kötü niyetle kaydettirilmesi veya kullanılması, gibi sınırlı şartlar öngörülmüştür. Bu durumda haksız rekabete ilişkin Türk Ticaret Kanunu’ndaki genel hükümlerin yanında, özellikle tescilli markalar hakkında Sınai Mülkiyet Kanunu ile Medeni Kanun’un isim haklarına ilişkin maddeleri uygulama alanı bulmaktadır. İşbu düzenleme ile birlikte ilk kez alan adlarının tahsisi konusunda temel hukuki ilkeler de belirlenmiştir.

Markaların alan adlarına ilişkin korunması konusunda değişik ihtimaller olsa da öncelikle alan adının yapısından kaynaklanan özelliklerden dolayı marka ve alan adı arasında hangi durumlarda benzerlik bulunduğu incelenmelidir. Örneğin “Amazon” sözcüğünün marka olarak tescil edildiğini, ancak bir başka kişinin “www.amazon.com” alan adını tescil ettirdiğini ve kullandığını düşündüğümüz bir varsayımda; “Amazon” markası ile “www.amazon.com” alan adı arasında benzerlik veya ayniyet ararken “Amazon” sözcüğünün dikkate alınması gerektiği, jenerik üst düzey alan adı (“.com”) ve ülke kodlu (“.com.tr”) üst düzey alan adının ayırt edici işlevi bulunmadığı kabul edilmiştir. Çünkü, bu üst düzey alan adlarının, alan adında zorunlu olarak bulunması gerekir. Zira her alan adında aynı ya da farklı olarak bulunmaktadır. Marka ile alan adı arasında doğabilecek ihtilafların incelenmesinde, markayı alan adı olarak kullanan kimsenin, markanın tescil edildiği veya haklı olarak kullanıldığı mal ve hizmet grubunda çalışıp çalışmadığı, daha doğrusu web sitesinde, bu grup mal ve hizmetlere yer verip vermemesine de değinilmelidir. Zira girişimciler, alan adı alırken, kendi alanında belirli bir müşteri kitlesine ulaşmış olan bir markayı alan adı olarak seçebilmekte ve bu markanın tanınmışlığından faydalanarak kendi mal ve hizmetlerini daha geniş kitlelere duyurabilmektedirler.[6]

Sonuç olarak, marka hukuku, aynı markanın, aynı ya da benzer olmayan mal ve hizmetler için kullanılmasına izin verirken, internet üzerinde aynı alan adı ile bir ismin sadece bir kez kullanılmasına izin verilmekte olduğundan alan adlarının bir çeşit elektronik ikametgah olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla, aynı ülkede farklı mal ve hizmetler için kullanılan aynı marka sahiplerinden sadece biri bu markayı alan adı olarak kullanma hakkına sahip olabilecektir. Alan adı sahibi, kendisine tahsis edilen süre boyunca, alan adını kullanma, iptal etme ve başka bir kayıt kurumuna transfer etme hakkına sahip, gerekli yasal mevzuatça yükümlülüklerine uymakla mükellef tutulmuştur. Ancak sadece bu ilkenin gözetilerek alan adlarının dağıtılması, tanınmış firma ve kişilerin alan adların, kimi kişilerce, marka ve isim hakkına aykırı olarak kendi üzerlerine tescil edilip daha sonra çok yüksek kazanç gayesiyle, marka ve isim hakkı sahiplerine satılmak istenmesi veya tanınmış firma ve kişilerin saygınlığından ve ticari potansiyelinden faydalanarak bu tür alan adlarını kullanan kimselerin haksız menfaat sağlamaları gibi sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sebeple, tüm dünyada alan adlarının dağıtımında ‘‘önce gelen alır’’ prensibi genel olarak uygulanmaktadır. İlk gelenin kim olduğuna ilişkin tespitte “başvurunun merkezi kayıt kuruluşuna yapıldığı zaman” esas alınmaktadır. Alan adının bir defada en fazla “üç yıl” olarak tahsis edileceği öngörülmüştür. Hak sahipliğini korumak isteyen gerçek ya da tüzel kişilerin sürenin bitmesine üç aylık zaman zarfında yenileme talebinde bulunmaları gerekmektedir. Tanınmış ürün, marka veya isim yaratmış kimselerin yarattıkları bu ürün, marka ya da isimleri öncelikli olarak kendi adlarına alan adı olarak tescil ettirebilmelerinde bir öncelik tanınmaktadır.


[1] MEMİŞ, Yrd. Doç. Dr. Tekin, İnternet Ortamında Haksız Rekabet Halleri ve Türk Hukuku, İnternet ve Hukuk, Bilişim Hukuku Üzerine Yazılar, (Derleyen: Yrd. Doç. Dr. Yeşim ATAMER), İstanbul Ocak 2004, s.116

[2] Nomer, agm., s. 401.; Tekinalp, a.g.k., s. 23 vd.; TTK Tasarısı m. 127 uyarınca, tüm şirketler, ticari işletmeyi tanıtmaya yarayan adlar ve işaretlerin yanında elektronik ortamlar ve alanların esas sözleşmede sermaye olarak konulabileceğini düzenlemektedir. Düzenlemede açıkça internet alan adları denmemekle birlikte “elektronik ortamlar ve alanlar” terimi ile kastedilen bizce “internet alan adı”dır. Tasarı, söz konusu bu unsurların sermaye olarak konulabilmesi şarta bağlamıştır. Buna göre, bu adların haklı olarak kullanılıyor olması ve devredilebilir nitelikte olması gerekir.

[3] 21.01.2009 tarihinde 5833 sayılı Kanun ile 556 sayılı Markaların Korunması Hükmünde Kararname’de yapılan değişiklik ile marka tescilinden doğan hakların kapsamına, internet alan adı eklenmiştir.

[4] 02.03.2009 tarihi ve 305 sayılı Bakanlık Makam Onayı

[5] Hazırlanan Yönetmelik Taslağı, 24 Eylül 2009 tarihinde kamuoyu görüşüne açılmıştır.

[6] MEMİŞ, Yrd. Doç. Dr. Tekin, Alan İsmi Etrafında Ortaya Çıkan Hukuki Sorunlar, (04.01.2006)